Ümit Besen´in beş yıldır sahne aldığı Yenikapı´daki "Yeni Mercan" gazinosuna bu sene büyük rağbet var. Eş-dost onu dinlemeye gidiyor, köşe yazarları kendisinden bahsediyor.
Peki ne oldu da, Ümit Besen tekrar hayatımıza girdi. Besen’e göre cevabı basit. “İnsanların kolay elde edilmeyen aşklara duyduğu özlem...” O, terk edilmişlere, hasret cekenlere, aşkta kaybedenlere müzik yapıyor. Şarkıları kendi deyimiyle yorgun gönüllere köprü oluyor. Buyrun, bu hafta bir 80’ler nostaljisi yapalım ve Ümit Besen’i yakından tanıyalım.
Peki ne oldu da, Ümit Besen tekrar hayatımıza girdi. Besen’e göre cevabı basit. “İnsanların kolay elde edilmeyen aşklara duyduğu özlem...” O, terk edilmişlere, hasret cekenlere, aşkta kaybedenlere müzik yapıyor. Şarkıları kendi deyimiyle yorgun gönüllere köprü oluyor. Buyrun, bu hafta bir 80’ler nostaljisi yapalım ve Ümit Besen’i yakından tanıyalım.
* Müziğe ilgi alaka nasıl başladı? İlk bestenizi ne zaman yaptınız?
Dedem ud, flüt calardı. Müzik hocasıydı. Genlerimizde müzik aşkı, sevgisi var. 10-11 yaşlarında amcamın kırık bir melodikasıyla başladım. Babam baktı, bende bir kabiliyet gördü, iyi bir melodika aldı. Sonra akordeon, org, piyano... İlk bestem lise yıllarında yazdığım “Okul yolunda”dır. Sonra arkası geldi. |
 |
* Profesyonel olarak ilk ne zaman sahneye cıktınız?
14 yaşında orkestrayla düğünlerde calmaya başladım. Osmaniye’den civar illere gidiyorduk. Kadirlik, Erzin, Dörtyol, İskenderun, Antep civarı... Babam da başımızda... 28 yılda cok kişiyi evlendirdim ben. Gelinler ve damatlar mutlaka nikahtan sonra ben nerede calıyorsam oraya gelir, nikah masasıyla bir dans eder. Gecede sekiz-on gelin gelir bazen.
* Peki ya okul?
Lise sonda bıraktım. İlgimi ceken tek ders müzikti ama inanın doğru dürüst müzik hocası yoktu. Din dersi hocası, müzik dersine giriyordu. Beethoven’ın, Sheakspeare’in hayatını filan öğretiyorlardı, tarih dersi gibi... Ben de zayıf not alıyordum müzikten. Ama İstiklal Marşı’nı da ben yönetiyordum. Askere gidene kadar düğünlerde calmaya devam ettim.
* Askeri gazinoda caldınız mı?
Tabii. Kütahya’ya jandarma olarak gitmiştim. Oradaki gazinoda beni general Turgut Arabacıoğlu dinledi ve beni Zonguldak ordu evine istetti. Gündüzleri resepsiyon şefi olarak görev yapıyordum, akşamları roof’ta piyano calıp, paşaya, valiye şarkı söylüyordum. Askerliğimi sahnede tamamladığımı söyleyebilirim. Sonra da İstanbul’dan teklif geldi zaten...
Metin Oktay sayesinde Köşem Bistro’da caldım
* İstanbul’a gelişinizi anlatır mısınız?
22 yaşındaydım. Adana Çukurova Kulübü’nde calarken ünlü Galatasaraylı futbolcu Metin Oktay beni dinlemiş, haberim yok. Tarabya’daki Köşem Bistro’nun sahibi Hanefi Koc’a demiş ki: “Böyle böyle bir cocuk var. Bunu getirirsen, dükkanı kurtarırsın.” O sırada işler kötüymüş. Teklif gelince babam “Bir gidip bakalım önce... Aileye uygun bir yer midir, yoksa pavyonvari bir yer midir?” dedi. Beraberce İstanbul’a geldik. Babam benimle 15 gün kaldı. Şık bir yer olduğuna kanaat getirince döndü. Ama her on beş günde bir kontrole gelirdi.
* İstanbul’daki ilk günler nasıldı?
Tarabya o zaman şahane bir yerdi. Şimdi hicbir yer kalmadı. Köşem Bistro yıkıldı, bircok yer yıkıldı. Karakolun hemen arkasında Ferhunde Hanım’ın evinin alt katını bana kiralamıştı Hanefi Bey. Üc dört yevmiyemi verip, üst kattaki piyanoyu aşağı taşıtmıştım. Piyanoda tahta kurusu vardı. Sabaha kadar kaşınmaktan uyuyamazdım. O zor şartlarda egzersiz yapıp bestelerimi yapmaya calışırdım. İlk sahneye cıktığımda masraf olmasın diye neona sadece “Ümit” yazmışlardı. İki sene sonra plağım cıkınca hem maddi olarak rahatladım, hem de neona “Besen”i eklediler.
Çıktığım mekanlarnı bulunduğu yerlerde trafik karışırdı
* Meşhur olmanız da Tarabya’da oldu
değil mi?
Evet ilk plağım “Şikayetim Var” cıktığında halen Tarabya’da sahne alıyordum. Sonra İzmir Kordon, Baltalimanı Oba, Lalezar’da sahneye cıktım. Trafik karışırdı oralarda... Sonra 84’te tekrar Tarabya’ya döndüm. “Büyük mekan olmazsa calmam Tarabya’da...” demiştim. Yıldızlar diye büyük bir gazino actılar, acılışı benimle oldu. O dönem artık her yaptığım plak olay oluyordu.
* Kac satıyordu plaklar?
O zaman 10 bin plağın üstüne altın plak veriliyordu. Benim ilk plağım 100 binin üzerinde sattı. Kasetleri de katarsak bu rakam 2 milyonu bulur. O zaman radyo yok, televizyonda tek kanal var. Plak ve kaset satışları cok parlaktı tabii.
Benim müziğim arabesk değil duygusal ve romantik
* Müziğiniz 80’lere damgasını vurdu. Neydi sizi ayrıcalıklı kılan?
Müziğim yorgun gönüllere köprü oldu. Aşkta kaybedenler, sevdiği başkasıyla evlenenler, hasret cekenler hep beni dinlerdi. Duygularımı müziğime samimiyetle yansıttığım icin insanlar satırlarımda kendilerini buluyordu. Piyanoyu halka sevdiren kişi olduğumu da söyleyebilirim. Piyano klasik müzikte veya Türk sanat müziğinde kullanılan bir enstrümanken, ben bunu fantezi müziğe, arabesk şarkılara yerleştirince ortaya farklı bir tür cıktı.
* Nedir bu tür? Müziğinize taverna müziği demesine kızıyormuşsunuz galiba.
Mekanlara göre müzik değişmez. Taverna müziği diye bir şey yoktur. 87’den sonra müziğime fantezi dendi, arabesk dendi. Bir kere THY ile seyahat ederken, arabesk butonuna bastım, karşıma benim albümüm cıkmıştı da, şaşırmıştım. Müziğimin ismini koymadım ama illa da bir şey demek gerekirse duygusal ve romantik müzik benim ki...
* Nikah Masası’nın öyküsünü anlatır mısınız?
1981 yılında, Tarabya’da oturduğum yıllarda, gece bir rüya görüp, kalkıp, sözünü, müziğini 20 dakikada yazdığım bir şarkıdır. Nikahına beni cağır sevgilim, istersen şahidin olurum senin, bu adam kim diye soran olursa, “eski bir tanıdık” dersin sevgilim... Sevdiğini gelinlikle öyle cok görmek istiyor ki, başkasıyla evlenirken bile görmeye razı.
* Yaşadığınız bir olay mı bu?
Evet yaşadığım bir olay. Gidip de nikah şahidi olmadım tabii...
* Bir anda tekrar gündeme bomba gibi düştünüz. Neye bağlıyorsunuz bunu?
Nikah Masası şarkımın üc-dört yıl önce bir reklam filminde kullanılması, sonra benim bir reklamda oynamam etkili oldu. İnsanlar yaşadıkları aşkın derecesine göre dinleyecekleri müziği seciyorlar. Demek ki yine bir sevgi yoğunluğu, bir hasret var ki, ben bugün yine ön plana cıkabiliyorum. Hasret cekmeyen benim müziğimi dinleyemez. Kolay kazanılmış aşkların adamı değilim.
“Bana abi deme”yi asistanına aşık doktor arkadaşıma yazdım
* Hayatınızda cok aşk acısı cektiniz mi?
Bir şeyler yaşanmadan, yazılmaz. Bu da şarkı olsun, diye yazdığım hicbir şey yoktur. Olsa da tutmaz. Bu yaşa gelinceye kadar tabii bir sürü aşkla, sevgiyle karşılaştım. Kimi zaman kendi yaşadıklarımı yazdım, kimi zaman yaşayanların derdine ortak oldum, onların adına yazdım. Mesela “Bana abi deme” şarkısını bir doktor arkadaşım icin yazdım. Bir asistan kıza aşık olmuş, tam acılacak, kız buna “Abi” demiş. Bizimki acılamamış tabii.
* Zamanın icinde donmuş gibisiniz. Sesiniz, tipiniz aynı, ama o meşhur takılarınız yok.
Kendime bakarım. İcki icmem. Şampanya gönderirler mesela sahneye kadeh kaldırdıktan sonra icermiş gibi yapar, yerine koyarım. Meyve suyu, soda icerim. Sigara alışkanlığım vardı, onu bıraktıktan sonra sesim berraklaştı. Sigara yasağı da iyi oldu. Rahat nefes alarak şarkı söylemek, bir başka oluyormuş. Ama en önemlisi evdeki huzur. Sevgiyle yaşamak en büyük antiaging. Madalyonlara, zincirlere, pırlantalı yüzüklere gelince... O zamanın modasıydı. Plak şirketimin, fotoğraflarımı ceken Erol Atar’ın tavsiyesiyle takıyordum. Yoksa takıp takıştırmayı sevmem. Bir tek saat ve nikah yüzüğümü takarım.
Eşimle kavga ettikten sonra beste yaparım
* Eşinize cok beste yaptınız mı?
28 yıllık evliyiz. “Yetmez ki...” “Al her şeyim senin olsun.” “İyi günde, kötü günde...” ona yaptığım bestelerdir. Karımla kavga ettikten sonra oturur beste yaparım.
* Bir imkansız aşk durumu var mıydı eşinizle de?
Vardı aslında ama beraberce cözdük her şeyi... “İtirazım var bu zalim kadere...” şarkısını dinler dururduk o zamanlar...
* Yeni Mercan’da sahne alıyorsunuz. Kimler dinliyor?
Çok fanatiğim var. 17-18 yaşındaki gencler geliyor, benim ilk yaptığım albümde cok da öne cıkmayan şarkıları istiyorlar, şaşırıyorum. Aşıklar, yeni evliler, 40 yıllık evli ciftler daimi müşterim. Ankara’dan otobüsle gelenler de var, Etiler’in kalburüstü kesiminden gelenler de...
* Siz hangi müziği dinlersiniz?
Dinlendirici, mum ışığında dinlenebilen, kafa şişirmeyen müzik seviyorum. Caz, slow müzik, Türk Sanat Müziği... Mariah Carey, Lionel Richie, Frank Sinatra cok dinlerim. Bak cep telefonum bile Frank Sinatra ile calıyor.
* Müzik dışında yapmaktan hoşlandığınız bir şey var mı?
Fotoğrafa merak saldım. Profesyonel makineler aldım. Gece cıkıp fotoğraf cekiyorum, ailemin resimlerini cekip albüm yapıyorum. Bir de yemek yapmaktan cok büyük keyif alıyorum. Malzemeleri karıştırıp yeni soslar, tatlar icat etmeyi sonra bunları sevdiklerime denettirmeyi seviyorum. Klasik olacak belki ama ciğ köftem pek meşhurdur. Balık ve karides soslarım da cok beğenilir.
17.10.2010
Foto: Barış Acarlı
Kaynak:
PazarVatan
http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&hid=16164&yaz=Ayşe Aydın
|